TSK’de yeni gelenekler

AKP iktidarları döneminin ilk başlarında hükümetin YAŞ üyeleri, komuta kademesiyle “irtica” nedeniyle ihraç edilenler yüzünden ters düşmeye başladı. Alınan kararlara sürekli şerh konuldu. Şerh koyma tavrı, “kararlara mahkeme yolunun açık olmaması” gerekçesi gösterildi. Daha sonra FETÖ olan Fethullah Gülen yapılanması ile bu noktada da birliktelik sergilendi. İhraçlar yüzünden her YAŞ toplantısı gergin geçiyordu. Darbe girişimiyle de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) sızmış FETÖ’cülerin yeterince tasfiye edilemediği sonradan ortaya çıkmıştı. Ancak kendilerine sağlanan siyasal destek, Ergenekon, Balyoz gibi davalarla simgeleşmişti. Bu davalar TSK’nin adeta, belirli amaçlar için “yeniden yapılandırılması” gibi de kullanıldı.

AKP iktidarının 17-25 Aralık sürecinden sonra cephe aldığı Gülen yapılanması, özellikle “askeriyede” zayıflatılamadı. Korgeneral altı rütbelerde, personel ve istihbarat bölümlerinde varlıkları hakimiyet boyutuna gelmişti ve bu yapıları darbe girişimiyle ortaya çıktı. FETÖ, TSK’nin bütün yerleşik geleneğini kullanarak birimleri ele geçirme taktiği izlemiş, cumhurbaşkanının yaverlerinin tamamı bu yapıdan oluşmuş, komuta kademesinin emir subayları, özel kalemleri komutanları FETÖ adına izler noktasına gelmişti. “Personelci subay” olmak, Özel Kuvvetler’de görev almak, kurmaylık, yurtdışı görevler ve öğretmen subaylıklar neredeyse tamamen ele geçirilmişti. FETÖ, komuta kademesi ve genelkurmaylığa giden yolu da keşfetmiş, bu hedefe doğru hızla ilerliyordu, darbe girişimi gerçekleşti.

YERLEŞİK GELENEKLER

TSK’de öyle gelenekler yerleşmişti ki Kara Harp Okulu’nda öğrenciler dahi kendi dönemlerinden genelkurmay başkanı çıkıp çıkmayacağı hesapları yapardı. Askerlikte öne çıkan, hızla yükselen subaylar önce kurmay, sonra general ve daha sonra komuta kadamesine hazırlanırdı. Karacı korgeneraller üzerinden hangisinin genelkurmay şansı olduğu üzerine tartışmalar yapılırdı. İlk sıradan terfi edenler, önce İstanbul’daki Birinci Ordu Komutanlığı’na ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atananların son durağı hep Genelkurmay Başkanlığı olurdu.

DARBE VE DEĞİŞİM

FETÖ’cü darbe girişiminin ardından bütün gelenekler yerle bir oldu. Askeri liseler, askeri hastaneler, harp akademileri kapatıldı. Yerine Milli Savunma Üniversitesi kuruldu, harp okulları bu üniversiteye bağlandı. Aslında üniversite kurma fikri uzun süreden beri tartışılan bir konuydu, darbe girişimi vesile oldu.

“Bir daha darbe girişimi olmasın” mantığıyla genelkurmay başkanının protokoldeki yeri değiştirildi, kuvvet komutanlıkları MSB’ye bağlandı. Sonra da mevcut genelkurmay başkanı, milli savunma bakanı oldu. Hulusi Akar’ın ardından Genelkurmay Başkanı iken Milli Savunma Bakanı olan ikinci kişi Yaşar Güler oldu.

Kuvvet komutanlıklarına, diğer birlik komutanlarına yapılan atamalarda rütbe zorunlulukları kaldırıldı. Kuvvet komutanları genellikle ikişer yıl yapılırdı, bu zorunluluk yok oldu. Bu görevlerde üç yıl kalan da oldu bir yıl kalan da… Tanınmış generallerden bazıları görevsiz rütbede bekletilmesi uygulaması yaşandı. Atamalarda siyaset ile uyum ön plana çıktı.

Kamuoyunun YAŞ’a olan ilgisi azalmıştı. Son YAŞ toplantısından bir kısım basının beklentilerinin tersine kararlar çıktı. Güler’in bakan olmasıyla genelkurmaya vekalet eden Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Musa Avsever, emekliye sevk edildi. Zaten cumhurbaşkanının yetkisi olmasına karşın asaleten değil, vekaleten atanmıştı. Hava Kuvvetleri Komutanı Atilla Gülan bu makamda bir yıl kalabildi. Hem genelkurmay başkanı hem de kara kuvvetleri komutanı 81 devreli oldu.

Genelkurmay Başkanlığı’na atanan İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Metin Gürak’ın en belirgin özelliği “yüzde yüz” askerlik olarak öne çıkıyor. Diğer bir özelliği ise daha önemli olabilir. Bunu kararın açıklanmasının ardından FETÖ’cü hesapların tepkisinden anlamak lazım. Orgeneral Gürak’a hemen iftiraya başladılar. Kendisinin bu gruba hoşgörü seviyesinin kesinlikle “sıfır” olduğu biliniyor.

Yaptığı görevler nedeniyle Türkiye’nin askeri gereksinimlerini en yakından, uygulamadan biliyor. Irak’ı, Suriye’yi, terörle mücadeleyi, hatta Libya’yı ve Karabağ’ı…

Sakinliğini ve ketumluğunu da anımsatmak gerekir. “Ağzından gereksiz bir sözcük dahi çıkmaz” denirse abartı olmaz. FETÖ’nün darbesi yüzünden “Milli ordu” ve “Meclis ordusu” nitelikleri yara alan TSK, bu iki özelliği güçlendirilerek geleceğe hazırlanmalı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir