“The Waves”: Kimlik ve Belleğin Akışkan Halleri

Contour Gallery, Virginia Woolf’un modernist klasiği “The Waves” adlı kitabından ilham alan grup sergisi için kapılarını açıyor. 17 Ocak-1 Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek olan sergi, Nesli Gül küratörlüğünde Gamze Öztürk, Anouk Kruithof, Lana Mesić ve Mesut Öztürk’ün eserlerini bir araya getiriyor. Sergi, kimliğin sabit bir varlık olmadığını, sürekli değişen bir süreç olduğunu çevre, hafıza ve toplumsal bağlam üzerinden ele alıyor.

“Dalgalar” adlı sergi, döngüsel ve şiirsel anlatıyı görsel bir diyaloğa dönüştürerek izleyicilere benlik ile çevre arasındaki ilişkileri sorgulama fırsatı sunuyor. Performans, video, yerleştirme ve heykel gibi farklı disiplinlerden eserler, belleğin, aidiyetin ve birlikte var olma hallerinin nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor. Sergi aynı zamanda bireysel deneyimler ile kolektif hafıza arasındaki akışkan ilişkiyi merkeze alarak derinlikli bir izleyici deneyimi sunmayı amaçlıyor.

Dalgalar Arasında Bellek ve Kimlik

Sergide bellek, sadece kişisel bir hatırlama biçimi olarak değil, aynı zamanda ritüeller, jestler, nesneler ve manzaralar aracılığıyla aktarılan kültürel ve maddi bir süreç olarak ele alınıyor. İnsan ile insan olmayan varlıklar arasındaki etkileşim, serginin temel izleğini oluşturuyor. Serginin Rotterdam’da gerçekleşmesi, su, göç ve sürekli yeniden inşa ile şekillenen liman kenti olan Rotterdam’un akış, geçicilik ve yenilenme kavramlarının sergiye ilham veren arka planını oluşturuyor.

Dönüşen Anlatılar

Gamze Öztürk’ün “Hands on Hips” (2023) adlı performansı ve yerleştirmesi, Anadolu halı ve kilim geleneklerini beden, emek ve kolektif hafıza üzerinden yeniden yorumluyor. Lana Mesić’in “When You Point a Finger, Three Are Pointing Back” adlı yerleştirmesi, eski Yugoslavya coğrafyasının parçalı tarihinden yola çıkarak kişisel bellek ile kolektif anlatılar arasındaki gerilimi inceliyor. Anouk Kruithof’un “I Identify as” (2023) adlı video çalışması ise insan, doğa ve teknoloji arasındaki sınırları bulanıklaştırarak izleyiciyi ilişkisel bir alanın içine çekiyor. Son olarak, Mesut Öztürk’ün “United” (2024) adlı seramik serisi, kırılganlık ve birlikteliği maddi bir metafora dönüştürerek serginin kimlik ve aidiyet üzerine yürüttüğü tartışmayı somutlaştırıyor.