İktisatçı Prof. Dr. Dündar Murat Demiröz: Cumhuriyet’in sanayi hamlesinde Lenin modeli ve Sovyet desteği

iktisatci prof dr dundar murat demiroz cumhuriyetin sanayi hamlesinde lenin modeli ve sovyet destegi 5eShbQwm.png

“`html

Programa katılan değerli isimler arasında Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Ayşe Yüksel, gazeteci Ceyhun Bozkurt, iktisatçı Prof. Dr. Dündar Murat Demiröz ve gazeteci-yazar Özlem Özdemir bulunuyor.

‘Cumhuriyetimizi korumalı ve yarınlara taşımakla sorumluyuz.’

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt, Cumhuriyet Bayramı’nın 102. yıldönümü vesilesiyle şu ifadelerde bulundu:

Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizme karşı tüm toplumun katkısıyla kazanılmış bir bağımsızlık mücadelesinin sonucunda meydana gelmiş ve 15 yıl içerisinde ardı ardına gerçekleştirilen devrimlerle öne çıkmıştır. Cumhuriyet, kadın ve erkek eşitliği ile çocukların korunmasını, gençlere umut vermeyi hedefleyen, tüm vatandaşlarını etnik köken, din, renk veya cinsiyet gözetmeksizin eşit gören bir yapıya sahiptir. Bu rejim, ‘kuruluş felsefesi’ çerçevesinde yaşatılmalıdır ve bu da tüm bireylerin hukuk ve yaşamda eşitlik sağlamasını gerektirir.

Cumhuriyet sayesinde birçok insan, kökenleri ne olursa olsun, en yüksek makamlara yükselebilmiş; kadınlar vatandaşlık ve eğitim haklarına kavuşarak topluma aktif bir şekilde dahil olabilmişlerdir. En önemli kazanım, bu ülkenin insanlarını toplumsal cinsiyet ayrımı yapmadan eşit kılmasıdır. Bu nedenle 102. yılımızda, tüm farklı görüş ve inançlardan yurttaşlar olarak Cumhuriyetimizi koruma sorumluluğumuzu asla unutmamalıyız.

‘Mustafa Kemal Atatürk’ün ismi ve Cumhuriyet daima yaşamalıdır.’

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Ayşe Yüksel, sözlerine şöyle devam etti:

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ismi ve onun mirası olan Cumhuriyet, her zaman yaşayacaktır. Ne mutlu ki biz, Atatürk tarafından inşa edilen laik Türkiye Cumhuriyeti’nde doğmuşuz. Çocukken bunun farkına varamasak da, zamanla okudukça ve Atatürk’ün yaptıklarını anladıkça, özellikle bir kadın olarak diğer ülkelerdeki kadınların haklarının ne denli geç kazanıldığını görünce saygımız ve minnetimiz katlanarak arttı. Ona olan borcumuzu asla ödeyemeyiz. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin öncüsü, Türkan Saylan, ‘Ben bir kadın olarak bu seviyeye geldiysem, bunu Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun kurduğu Cumhuriyet’e borçluyum’ derdi. Bu yüzden her eğitimli kadın Cumhuriyet’e bir borç taşır. Kız çocukları için eğitimde eşitlik ve laik eğitim sistemleri için emek harcıyorum. Ne yazık ki Cumhuriyet’in kadınlara sağladığı haklar yasalarda olmasına rağmen pratikte hâlâ eşitliğimiz sağlanamıyor.

Özellikle Anadolu’da ve köylerde pek çok kadın hâlâ benim sahip olduğum eğitim ve çalışma fırsatlarından yararlanamıyor. Günümüzde karma eğitimdeki zorluklar nedeniyle kız çocuklarının okullaşma oranı düşüyor. Cumhuriyet’in 102. yılında, hâlâ her kız çocuğunun eğitim hakkına ulaşamaması, kadınların aktif eğitimden uzak kalması beni derinden üzüyor. Zorunlu eğitim süresi 12 yıl olmasına rağmen, Türkiye’de kadınların ortalama eğitim süresi yalnızca 8,5 yıl. Bu gerçek, Cumhuriyet’in kadın devrimini tam anlamıyla gerçekleştiremediğini gösteriyor. Bugün biz kadınlar, çalışabiliyorsak, söz alabiliyorsak, yayınlarda yer alabiliyorsak, mesleğimi icra edebiliyorsam bu tamamen Mustafa Kemal Atatürk sayesinde gerçekleşti. Onun öncülüğünde özgür bireyler, eşit yurttaşlar olarak varlığımızı sürdürüyoruz.

‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk, emperyalizmin hedef aldığı her ülkeyle barış kurdu.’

Gazeteci Ceyhun Bozkurt, Cumhuriyet Bayramı hakkında şöyle konuştu:

Cumhuriyet, binlerce yıllık tarihi olan bir milletin yeniden doğuş mücadelesinin adıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşanan problemler, Türklerin Anadolu’dan sürülmesine yol açmıştır. Cumhuriyet, bu yıkımlara karşı doğan direnişin sembolüdür. Türk milleti, imkânsızlıklar içinde ama onurla emperyalizme karşı mücadele etmiştir. Ancak esas mesele, bir dünya imparatorluğunun nasıl bu kadar zayıf hale geldiğini sorgulamaktır. Sanayileşmeyi ve bilimi göz ardı etmemiz, bizi bu duruma getirip çıkarmıştır. Cumhuriyet, işte bu kısır döngüyü kırarak bilimin, özgürlüğün ve laikliğin yeniden tesisini sağlayan büyük bir devrimdir. Cumhuriyet, Türk toplumunun her alanda ‘artık ben de varım’ demesini sağladı. Bugün neler başarabiliyorsak, o dönemde atılan temellerin sayesindedir. Eğer bu irade olmasaydı, Türkler yalnızca tarih sayfalarında bir dipnot olarak kalırdı. Sevr anlaşmasını yırtan ve milletin iradesiyle emperyalizme karşı kazanan güç, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşlarıdır.

Kurtuluş Savaşı sırasında kurulan ittifakların önemi büyüktü. Emperyalizmin karşıt olarak sürtüşmek istediği halklar arasında dayanışma sağlamak şarttı. Türkler ile Araplar, Türklerle Ruslar arasındaki derin uçurumlar kapatıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, emperyalistlerin hedef aldığı her ülkeyle kardeşçe bağlar kurmayı başardı. Senusi ve Libyalılar, Kuvayı Milliye’ye destek vermek için geldiler. Bu türden birçok halk, dayanışma gösterdi. Ayrıca, Sovyetler Birliği ile kurulan ilişki sayesinde Doğu cephesi güvence altına alındı; bu da Batı cephesinde İngiliz destekli Yunan ordusu üzerine zafer kazanmamızda önemli bir rol oynadı. Ardından Lozan Anlaşması’yla elde edilen diplomatik zafer, Cumhuriyet’in kurulmasıyla sonuçlandı. Lozan, bir zaferdir.

Bozkurt, konuşmasını şöyle tamamladı:

O dönemde Boğazların uluslararası komisyon tarafından yönetildiği zamanlarda bile Türkiye, Montrö süreciyle egemenliğini tesis etmeyi başarmıştır. Cumhuriyet, ezilen milletlerin ortak iradesini sembolize eder; bu nedenle Sovyetlerle kurulan ittifak, ezilen halkların dayanışmasının işaretiydi. Taksim Cumhuriyet Anıtı, bu dayanışmayı simgeler. Anıtta Mustafa Kemal’in yanında iki Sovyet komutanının, Voroshilov ve Frunze’nin yer alması tesadüfi değildir; bu, emperyalizme karşı ortak bir mücadelenin göstergesidir. Bugün o anıtın anlamı unutulmaya çalışılmakta ama aynı anda bu iradeyi hatırlatan yeni sesler de yükselebilmektedir. Yüzyıl önceki mücadele, aslında bugün de devam etmektedir. Emperyalizm biçim değiştiriyor. O zaman İngiliz emperyalizmi vardı, şimdi ise Amerikan emperyalizmi var. Ama hedef değişmiyor: Türkiye’yi kuşatmak ve bölmek. Bu saldırılara karşı yeniden doğru ittifakları tesis etmemiz gerekiyor. Türkiye-Rusya ilişkileri ve Türkiye-Çin işbirlikleri, stratejik bir öneme sahip.
Tarih bize şu gerçeği hatırlatıyor; Türk milletinin bağımsızlık iradesi hiçbir zaman tam bağımlılığa izin vermemiştir. Bugün Taksim Anıtı’ndaki irade biraz silikleşmiş gibi görünse de, yeniden canlanacaktır. Çünkü tarih, Türk milletini doğru yola ve dayanışma ruhuna yönlendirmektedir. Emperyalizmin hedefindeki ülkeler aynı yöntemlerle kuşatılmakta; askeri, ekonomik, etnik ve mezhepsel saldırılarla sindirilmektedir. Ancak, geçtiğimiz 100 yıla benzer bir irade bir kere daha ortaya çıkacak.

‘Atatürk ve Lenin, müttefik ve dost kaldı.’

İktisatçı Prof. Dr. Dündar Murat Demiröz, şu şekillerde ifade etti:

Cumhuriyet, vatandaşlık birliği ve halkın egemenliğidir; ortak vatan, ortak ideal ve ortak sevinçler etrafında birleşen bireylerin kendi kendini yönetmesidir. Atatürk’ün Meclis’e yazdırdığı ‘Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir’ ifadesi, Cumhuriyet’in özüdür. Eşitlik, kardeşlik ve özgürlük; yani düşünce ve inanç özgürlüğü, sosyal adalet ve fırsat eşitliği cumhuriyetin temel sloganıdır. Cumhuriyet, aynı zamanda bağımsızlıktır; içerde tiranlığa, dışarıda emperyalizme karşı duruş demektir. Bugün dünyada yaşanan gelişmeler tüm devletlerin varlıklarını koruma hakkı olduğunu göstermektedir. Atatürk olmasaydı Cumhuriyet olmazdı; o, 19 Mayıs’ta Samsun’a adım attığı andan itibaren bu hedefe yönelmiş, meşruti padişahlığı savunanlar karşısında bu rejimi inşa etmiştir. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti, geçmişteki yarı sömürge çizgiyi değiştirmiştir. Cumhuriyet, bu olumsuz tabloyu tersine çeviren bir paradigma sunarak yenilikçi bir yapı oluşturdu.

Atatürk döneminde tarım geliştirildi, demir yolları, limanlar ve madenler millileştirildi. Sümerbank ve Etibank gibi kamu kuruluşları kuruldu; İş Bankası ise özel sektör için bir öncülük yaparak ekonomik büyümeye katkıda bulundu. Bu dönemde Türkiye’nin kalkınma modeli, o dönemin koşulları içerisinde Sovyetler Birliği’nde uygulanan planlı sanayileşme ile benzerlik gösteriyordu.

Demiröz, sözlerini şöyle sürdürdü:

Atatürk ve Lenin, dostça ilişkilere sahipti; her iki lider de emekle üretilen, devletin desteklediği bir kalkınma anlayışını savunuyordu. Türkiye’daki Sümerbank, Etibank, kamu fabrikaları, bu düşüncenin pratikteki yansıması olmaktadır. Cumhuriyet’in ilk sanayi politikaları, kendi ekonomisini sağlamlaştırmak ve halkın refahını artırmak için sistematik biçimde dizayn edilmiştir. Cumhuriyet, sadece Türk olma ve yurttaşlık bilinci değil, aynı zamanda refah içinde bir toplum oluşturma amacını da beraberinde getirmiştir. Atatürk dönemi kısa olmuş, fakat ardından savaşlar ve geçen zaman stratejilerin değişmesine neden olsa da asıl hedef bağımsız, kalkınan ve özgür yurttaşlardan oluşan bir ulus inşasıydı. Bugünkü görevimiz ise, bu ideali demokratik bir yapı ile sürdürmek ve geliştirmektir.

‘Cumhuriyet, kadınların devrimidir.’

Gazeteci ve yazar Özlem Özdemir de şu ifadeleri kullandı:

Cumhuriyet, aslında bir kadın devrimidir. Çünkü yaklaşık yüzyıl boyunca kadın, Osmanlı toplumu içinde adeta yok sayılmış bir konumdaydı. Osmanlı dönemindeki nüfus sayımlarında hayvanlar dahi sayılırken, kadınların sayılması bile dikkate alınmamıştı. Bu durum, kadının insan olarak maruz kaldığı yokluğu açıkça ortaya koyuyor. Cumhuriyetle birlikte kadınlar sadece var olmadı, aynı zamanda erkeklerle eşit yurttaş statüsünü elde ettiler. 1926 tarihli Medeni Kanun, kadınların özgürlük belgesi olmuştur. Lozan Anlaşması, Türkiye’nin tapusu gibi önemli bir metinse, Medeni Kanun da kadınların kimlik ve eşitlik belgesidir. Cumhuriyetin kuruluşunun ardından sadece 3 yıl içinde, kadınların eşit yurttaşlık hakkına erişmesi adeta bir mucizeydi. Eğitimde sağlanan fırsat eşitliği ve karma eğitim modeli, temel bir devrimi ifade ediyor. Bu şekilde Cumhuriyet’in özü, kadınların özgürleşmesidir. Kadınlar, kamusal alanda aktif hale geldi, meslek sahibi oldular ve hayatlarını kendi istedikleri gibi şekillendirme fırsatını buldular.

Cumhuriyet, öncelikle biz kadınlar için hayati bir değerdir. Tarih boyunca pek çok öncü kadın vardır; bunlardan biri Türkiye’nin ilk kadın astronomu Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan’dır. 1928 yılında Cumhuriyet, yurtdışında eğitim programıyla Fransa’ya öğrenciler göndermişti. Ancak orada fen bilimlerinin yalnızca erkeklere açık olduğunu öğrendi. Yine de özel izinle derslere katılan Gökdoğan, eğitimini tamamlayarak Türkiye’ye geri döndü ve astronomi alanında öncülük etti. O yıl, Fransa’da kızların fen bilimleri okuması yasakken, Atatürk’ün Türkiye’sinde kız çocukları, erkeklerle aynı sınıflarda bilimsel eğitim alabiliyordu. Bu tarihi fark, Cumhuriyet’in devrim niteliğindeki özünü gösteriyor. Herkesin bilmesi gereken bir diğer örnek ise, Atatürk’ün manevi kızı, Türkiye’nin ilk kadın tarih profesörü Afet İnan’dır. Kadın hakları mücadelesinin başında yer almış, 1930’da kadınların belediye seçimlerinde oy verme hakkının tanınması için kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Bir öğrencisinin, ‘Kadınların seçme hakkı yok ki!’ demesi üzerine büyük bir üzüntü yaşamış ve Atatürk’e, ‘Eğer erkek öğrencimle eşit haklara sahip olana kadar öğretmenlik yapmam’ diye bağırmıştır. Atatürk, ‘Bu konuda çalış, dünyayı araştır’ demiş. Afet İnan, bir yıl süren titiz araştırmaların ardından Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde etmesini sağlayacak olan zeminleri hazırlamıştır.

Özlem Özdemir, sözlerine şöyle devam etti:

Bilimin öncü kadınlarından biri de NASA’da görev yapan astrofizikçi Dilhan Eryurt’tur. Türkiye’de bilgisayarı görmeden üniversiteyi bitiren Eryurt, yüksek lisans için gittiği ABD’de kütüphanede çalışarak bilgisayar öğrenmiş ve Güneş’in sıcaklığının artmadığını, aksine soğuyarak denge sağladığını keşfetmiş, bu buluşuyla Apollo programına katkıda bulunmuştur. O yıllarda Avrupa’da bile kadınların fen bilimlerinde eğitimi mümkün değilken, Cumhuriyet Türkiye’si, kız çocuklarını dünyanın en kaliteli üniversitelerine göndermeyi hedeflemiştir. Bu durum, Atatürk’ün devrimlerinin ne denli öngörü sahibi olduğunu gösteriyor. Bugün yaptığımız her şey, o cesur kadınların fedakârlıkları ve çalışkanlıkları sayesinde mümkün olmaktadır. Çoğu yoksul ailelerden gelen ve çoğunun ayakkabısı bile olmayan birçok kadın, bilime, sanata ve eğitime yön vererek çağdaş toplumların inşasında öncülük etti. Günümüzde kız çocuklarının bu hikâyeleri bilmesi son derece önemli; çünkü ‘ben de yapabilirim’ diyebilmek için bu kadınları örnek almaları gerekmektedir. Cumhuriyet, bizim için, özellikle kadınlar için, yaşamsal bir öneme sahiptir. Atatürk’e ve onun kurduğu Cumhuriyet’e minnettarız. Ama bu borcumuzu ödemek için daha çok çalışmalıyız. Kız çocuklarının eğitimine yatırım yapmalı, eşitlik için mücadele etmeli ve laik bilimsel eğitim anlayışını korumalıyız. Bu Cumhuriyet, öncelikle kadınlar içindir. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Atatürk Cumhuriyeti!

“`